Birini ikna etmeye çalıştığınızda ilk başvuracağınız şey nedir?
Çoğumuz mantığa sığınırız: kanıtlar, rakamlar, sağlam gerekçeler…
Ama hayat gösteriyor ki mantık insanları nadiren ikna eder.
Bir toplantıda rakamları, tabloları, kanıtları gösterir; herkesin kabul edeceğini zannedersiniz ama kuşkulu bakışlarla karşı karşıya kalırsınız.
Ailenizle ya da arkadaşlarınızla da aynısı olur. Ne kadar mantıklı konuşursanız konuşun, sözleriniz onlara çarparak geri döner.
Peki neden?
Çünkü insan yapısı gereği başkasının fikrine kapalıdır. Mantıklı sözler tartışma yaratır, karşı tarafı savunmaya iter. İnsan kendi düşüncesinden kolay kolay vazgeçmez, hatta itiraz duyduğunda fikrine daha sıkı sarılır.
Öyleyse insanları ikna eden şey nedir?
İnsanları ikna eden şey mantık değil, öykülerdir.
İnsan mantığa direnir ama öyküye teslim olur. Çünkü öykü akla değil, kalbe konuşur.

Öyküler Neden İkna Eder?
Kalbi açar.
Öyküler, mantığın ördüğü duvarları aşar. Mantıklı sözler tartışma yaratır, dinleyeni savunmaya iter. Oysa öyküde itiraz edilecek bir fikir yoktur. Dinleyen kişi öyküyü gözünde canlandırır, duygulara ortak olur, kendini kahramanın yerine koyar. Böylece öyküyü paylaşan kişiyle görünmez bir bağ kurar.
Unutulmazdır.
İyi bir öykü kahramanın arzusu, önündeki engeller, hedefe ulaşması ve sonunda yaşadığı dönüşüm üzerinden hafızaya kazınır. Tek başına bir fikir çabuk unutulur; ama bir kahramanın yolculuğu kolay kolay silinmez.
Paylaşılır.
Öyküler yalnızca dinlenmez, başkalarına da anlatılır. İnsanlar etkileyici bir öyküyü içlerinde tutmak istemez; kulaktan kulağa yayarlar. Bu yüzden öykünün etkisi tek bir kişide kalmaz, çoğalarak büyür.
Öykünün Evrensel Yolu
Her güçlü öykü aynı yolu izler.
Bir kahraman vardır. Onu harekete geçiren bir arzusu, ulaşmak istediği bir hedefi vardır. Önüne engeller ve düşmanlar çıkar. Yolda yalnız değildir; ona yol gösteren bir rehber belirir. Kahraman, yolculuk boyunca tekrar tekrar sınavlarla karşılaşır. Bazen tökezler, bazen vazgeçmek ister ama yeniden dener. Sonunda engelleri aşar, hedefine yaklaşır ve dönüşür. Artık yola çıktığındaki insan değildir.
Bu yapı insan zihninde derin bir karşılık bulur. Çünkü biz de hayatlarımızı böyle yaşarız. Hepimizin arzuları vardır; önümüze engeller çıkar; bazen yanımızda bize yol gösteren insanlar olur; yeniden dener, mücadele eder ve başardığımızda değişiriz.
Öyküler bu yüzden etkilidir. Ya bize kendi yolculuğumuza ayna tutar ya da çıkmak istediğimiz yolculuk için cesaret verir.

Öykülerin Ortak Dili
Dünyanın her yerinde öykülerin ortak özellikleri vardır. Anadolu’nun bir köyünde ya da New York’ta bir gökdelende anlatılan öyküler, şaşırtıcı derecede birbirine benzer.
Biz, iyiyi ve kötüyü annemizin babamızın anlattığı masallardan öğrendik.
Bu masallar bize dostları ve hainleri, doğruları ve yanlışları öğretti. Fakirliği ve zenginliği öykülerde tanıdık. Öyküler bize insanın zor duruma düşebileceğini, parasız ya da güçsüz kalabileceğini öğretti. Ama en önemlisi öyküler bize içimizdeki kahramanı çıkartacak gücün kendi elimizde olduğunu öğretti. Biz insanın kimsesiz ve parasız kalabileceğini ama asla umutsuz kalmayacağını masallardan öğrendik. Zorluklarla karşılaştığımız her durumda içimizdeki umudu masallar sayesinde koruduk. En zorda kaldığımız anlarda bile masal dünyasındaki kahramanlar bize ilham verdiler, onlardan güç aldık.
Öyküler Hangi Durumlarda Nasıl Anlatılır
Bir öykünün inandırıcı ve etkileyici olması için anlatıcının somut ayrıntılar vermesi gerekir: bir tarih, bir yer, bir ortam tasviri, olayın içindeki insanların davranışları… Ama öyküyü aktaran kişinin kendi düşüncelerini, yorumlarını ve yargılarını öyküye katması sakıncalıdır. Masal anlatıcısı gibi yalnızca olayları aktarmalıdır. Çünkü öykünün büyüsü, yaşanan olayın kendisindedir. Anlatıcı kendi fikirlerini kattığında bu büyü bozulur. Gerçek bir öykü, belirli bir zamanda, belirli bir yerde, belirli insanların yaşadıklarını ve elde ettikleri sonuçları aktarır. Ondan ders çıkarmak dinleyene aittir. Eğer öyküyü anlatan kişi dersi kendisi vermeye kalkarsa, o öykü artık öykü olmaktan çıkar.
Anlatılan öyküler yalnızca yakın çevreden seçilen öyküler olmak orunda değildir. İş hayatında da özel hayatta da, başka ülkelerde başka insanların, şirketlerin ya da devletlerin başına gelen olaylar aktarılabilir. İnsanlığın ortak kültüründe yer alan masallar, destanlar, mitolojik hikâyeler ve halk öyküleri de aynı etkiyi yaratır. Bu öyküler yüzyıllardır aktarıldıkları için güçlüdür; çünkü her biri insanın arzularını, korkularını, engellerini ve dönüşümünü evrensel bir dille anlatır.
Peki, öyküler hangi durumlarda ve nasıl anlatılır?
- Yeni bir fikir sunarken
- Değişim çağrısı yaparken
- Güven kurmak istediğinizde
- Ortak amaç etrafında toplarken
- Kriz ve çatışmayı yumuşatırken
- Karmaşık bir konuyu anlaşılır kılarken
- Bir değeri ya da dersi aktarmak istediğinizde
- Önemli bir karar anında cesaret vermek gerektiğinde
- Vizyon, misyon ve değerleri anlatırken

Öykülerin Sihri
Öyküler ve masallar gerçek insanların dilidir ve her durumda en güçlü dersleri içerir. Gerek öyküler gerekse masallar —eğer iyi anlatılırsa— olağanüstü bir etki gücüne sahiptir.
Hollywood’un en meşhur öykü anlatıcılarından, senaristlerin hocası Robert McKee şöyle der:
“Zihnimizin dili öykü dilidir. Eğer bir kişi kendi düşüncelerini öykülerle sunmak isterse dinleyici buna direnmez; aksine anlatanı kucaklar.”
Öyküler, kendilerine has diliyle zihnimizin savunma mekanizmalarını yumuşatır, doğrudan kalbimize ulaşır. İşte bu yüzden biz en çok öykülerden etkileniriz.
Mantık duvar örer, öyküler o duvarı yıkar
Mantık çoğu zaman insanlara ağır gelir. Rakamlar, kanıtlar, uzun açıklamalar karşı tarafı uzaklaştırır. Ama bir öykü duyduklarında durum değişir. Öyküler kalbe dokunur, kolayca hatırlanır ve başkalarına anlatılmak istenir. İnsanları gerçekten ikna eden şey akıl yürütmeler değil, öykülerdir. Çünkü herkes, kendini öykünün kahramanı yerine koymaya hazırdır.
Not: İlk kez 6 Temmuz 2010 tarihinde yayınladığım bu yazıyı düzenleyerek yeniden yayınladım.
Konuyla İlgili Makale ve Linkler
- Douglas A. Ready , How Storytelling Builds Next-Generation Leaders, HBR, Temmuz 2002
- Elif Şafak, “Babamdan Hayaller: Obama’yı okumak”
- Peter Guber, The Four Truths of The Storyteller, Harvard Business Review, Aralık 2007
- Robert McKee’s Story Seminar — Official Web site
- Robert McKee, Blog
- Stephen Denning, Telling Tales, HBR May 2004
- Storytelling That Moves People, “A Conversation with Screenwriting Coach Robert McKee by Bronwyn Fryer” , HBR, June 2003










